“Mutlu aileler birbirlerine benzerler. Her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.”
Okumasak da hemen hemen hepimiz bu giriş cümlelerine okuduğumuz bir kitapta, dergide veya izlediğimiz bir filmde rastlamışızdır. Tam vazgeçtiğim, okumam dediğim bir anda fikirleri benim için çok önemli olan arkadaşım Ayşenur’un tavsiyesi ve ısrarının yanı sıra bu aralar her okuduğum kitapta isminin geçtiği, karakterlerine atıfta bulunan bir eser olması nedeniyle Anna Karenina’yı okumaya karar verdim. Biraz da pandemi dönemi ve evden çalışmanın da bana kazandırdığı zaman sayesinde kitap okumaya daha fazla zaman bulabilmenin etkisiyle on beş gün gibi bir sürede bitirdim okumayı.
Anna Karenina, Rus edebiyatının öenmli isimlerinden birisi olan Tolstoy bugüne kadar birçok dile çevrilmiş önemli klasiklerden birisidir. Dilimize de Rusça aslından çevrilmiş ve birçok farklı yayınevi tarafından yayımlanmış bir klasik. Ben hem taşıması hem de bu sayede okumanın da biraz daha kolay olacağını düşünerek Can Yayınları tarafından II cilt olarak hazırlanan ve Uğur Büke’nin Rusça aslından çevirisi yapılmış olan baskıyı tercih ettim. Ki dil olarak beni zorlayan bir kısım olmadı. Zaten çeviri bir eser okurken dikkat ettiğim ilk nokta da o eserin orijinal dilinden çevrilip çevrilmediği. Çeviri eser okurken dikkat ettiğim noktalara da başka bir yazıda değineceğim.
Bu büyük eser sekiz bölümden oluşuyor. Başlangıçta, hatta eserin genelinde uzun uzun betimlemeler eşlik ediyor okumanıza. Betimlemelerin yanı sıra bol bol tarihi olaylar çerçevesinde ilerliyor roman. Benim okuduğum baskıda bazı olayların ve durumların dipnotlarla açıklanması okuyucu açısından faydalı olmuştu. Bu yazıda amacım uzun uzadıya karakter analizi yapmak, biçim ve üslup açısından eseri incelemek değil. Size sadece neden bu kitabı bu kadar çok beğendiğimi ve neden okumanız gerektiğini anlatmaya çalışacağım dilim döndüğünce.
İçindekiler
Klasik eser olarak önemi
Anna Karenina genellikle lise yıllarında dönem ödevleri veya edebiyat derslerinde sınav için okunması zorunlu kitap olarak okutulan klasik eserlerden biridir. Aslında o yaşlarda gençlerin bu büyük eseri anlaması için çok erken dönemler olduğunu şimdilerde daha da iyi fark ediyorum. Bu nedenle de iyi ki şimdi okudum dedim bitirdikten sonra. Sanırım bunda artık bir eserden ne beklediğimi bilmemin de faydası oldu.
Ben genellikle klasik edebiyat eseri okumayı seven bir okuyucu olarak hep ‘klasiklerin güvenli kollarına kendini bırakmak’ olarak tanımlardım klasik eser okumayı. Ama şu son üç yıldır bu konuda ne kadar çok yanıldığımı görüyorum. Çünkü klasikler birer klasik olmanın ötesinde sadece karakterlerin hikayelerinin değil o dönem toplumunun sosyal, politik yaşantısından tutun da karakterlerin tüm psikolojik hayatlarına ve duygu durumlarına ayna tutuyor. Hele ki Tolstoy gibi bir ustanın ellerinde çok ama çok daha farklı oluyor bu durum.
İncelediğim kitap siteleri yorumlarına ve bu eserle ilgili inceleme yazılarına bakınca Anna Karenina’yı çok sevenlerin yanı sıra eserin isminin içeriği ile bağdaşmadığını düşünenler olduğunu da gördüm. Zaman zaman ben de bu hisse kapıldım. Çünkü eserin ismine bakınca sadece bir kadının hayat hikayesini okuyacağımızı düşünürken esere ismini veren karaktere diğer karakterlere özellikle Levin’e nazaran daha az rastlıyoruz eser boyunca. Ama bence her şeyin merkezinde olan Anna’yı çok daha iyi anlamamıza neden oluyor bu durum. Zaten Tolstoy bu eserde sadece Anna ve onun hikayesini anlatıp o dönem Rus toplumunun yapısı ve diğer kahramanların psikolojik durumlarını bu kadar detaylı anlatmasaydı basit bir aldatma hikayesinden başka bir şey olmazdı bu eser.
Anna Karenina’yı bu denli başarılı kılan durumlar Tolstoy’un her bir satırında büyük bir ustalıkla ve özenle anlatmış olduğu Rus toplum yapısı, eserin geçtiği dönemlerde yaşananlar ve tüm bunların karakterlerin psikolojik durumlarına etkisi. Anna’nın yaşadığı ikilemler, Levin’in hayat, din, evlilik hakkındaki sorgulamaları, erkekler ve kadınlar tarafından ilişkilere bakış, aile hayatı gibi aslında çok temel ve hepimizin günlük yaşamımızda sorguladığı olay ve durumları taşımış Tolstoy eserine. Başlangıçta betimlemelerin sık olmasından dolayı hikâyenin içine girmekte zorlansam da daha sonraları her bir karakteri daha da yakından tanıdıkça hem kurgusu hem de anlatımı açısından daha da çok sevdim kitabı.
Tiyatro ve Sinema Uyarlamaları
Anna Karenina Tiyatro Uyarlaması
Anna Karenina’da diğer birçok klasik eser gibi tiyatro oyununa uyarlanan ve filmi çekilen eserler arasında. Ben eseri okumadan önce Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen ve eserle aynı başlığı taşıyan uyarlamasını izlemiştim ama şu an bu uyarlamaya dönüp bakınca oyunun hakkını verememişim diyorum. Pandemi bitince tekrar oynarsa eğer oyununa yeniden gitmeyi planlıyorum.

Kitabı bitirdikten sonra Netflix platformunda bulunan 2012 yılı İngiliz yapımı olan ve eserle aynı ismi taşıyan uyarlamasını da izleme fırsatı yakaladım. Filmin Keira Knightley, Jude Law gibi başarılı oyuncu kadrosu olmasına rağmen sadece aşk hikayesini ele alması nedeniyle bana pek hitap etmediğini söyleyebilirim. Kitapseverler olarak zaten edebiyat uyarlaması olan filmlerden kitaplardan aldığımız hazzı ve tadı alamayız çoğu zaman.
Anna Karenina, Tolstoy’un kalemini derinden tanıdığım, hayatımın belli dönemlerinde yeniden okuyacağım, başucu kitaplarımdan birisi olacak. Bence siz de klasik okumayı seviyorsanız ve bir kitaptan ne beklediğinizi de biliyorsanız mutlaka okumalısınız bu eseri. Kitapla kalın…