Edebiyat,  Kültür

Ölmeye Yatmak: 1930’ların Türkiye’sinden Günümüze Uzanan Tanıdık Hayatlar

Yalnızca ölmeye yatan bir kadının hikayesini anlatan bir roman değil, bir toplumun kimlik arayışının, bu arayışta zaman zaman kayboluşunun ve sıkışmışlığın da romanı “Ölmeye Yatmak”.

Bugüne kadar birçok makalenin, tezin çalışma ve inceleme konusu olan, Türk edebiyatının en önemli kadın yazarlarından biri olarak bilinen Adalet Ağaoğlu’nun “Dar Zamanlar” serisinin ilk kitabıdır Ölmeye Yatmak. Benim de uzun zamandır okuma listemde olan, kalemini ve kurgusunu hep merak ettiğim Ağaoğlu’ndan okuduğum ilk kitap. Biraz geç kalmış olsam da bir Ağaoğlu eseri okumak, onun kalemi ile tanışmak ve onun dünyasına konuk olmak güzel bir deneyim oldu benim için. Gelin şimdi birlikte bakalım bu eserin benim için önemine ve beni nasıl etkilediğine.

İçindekiler

Türk Edebiyatı’na Farklı Bir Yaklaşım: Ölmeye Yatmak

20. Yüzyıl edebiyatının Türkiye’deki en önemli romancılarından biri olarak kabul edilen bu roman 1973 yılında yayınlanmış. Aysel’in iç dünyası ile başlayan eser bir yandan da 1938 ve 1968 yılları arasındaki Türkiye’yi anlatmaktadır. Bir ‘Düğün Gecesi’ ve ‘Hayır’ romanları ile oluşturulan Dar Zamanlar üçlemesinin ilki olan bu roman hem tarihi yapısı hem de anlatış tarzı ile klasik Türk edebiyatı yapısının dışında bir eser.

Romanın geneline bakıldığında 1930’lardan başlayan Cumhuriyet’in ilanından sonra kendisine gelmeye ve yeni yaşam tarzına ayak uydurmaya çalışan Cumhuriyet’in ilk neslinin yaşadığı sancıları aktarmış bize Ağaoğlu. Yazar bu romanında aslında dönemin tarihi olaylarını aktarmaktan ziyade o dönemi yaşayan karakterlerin iç dünyasını aktarmayı seçmiştir de diyebiliriz. Dönemin sosyo politik sorunlarının yanı sıra Kurtuluş Savaşı’nın etkilerini üzerinden atmaya, yeni düzene alışmaya çalışan ve bir yandan yoksullukla mücadele eden halk, II. Dünya Savaşı’nın etkileri ve bunların yanı sıra yaşanan ergenlik sancıları daha da önemlisi kadınların toplumda edinmeye çalıştıkları yeri gözler önüne seriyor yazar.

Geleneksel ile modern dünya arasında sıkışıp kalmış, kendine ait bir yer bulmaya çalışan halkın kadınlarına ve kız çocuklarına verdiği değerleri, toplumsal sınıf farklarını, toplumun gerek politik gerekse sosyolojik açıdan gösterdiği değişimi, yaşanan var olma çabası içindeki sancıları Ali, Aysel, Aydın, İlhan, Ertürk, Behice gibi karakterler üzerinden adeta yaşarcasına bir solukta okuyorsunuz.

Romanın tarihi boyutu sıra ile giderken ana karakterimiz olan Aysel’in iç dünyası bilinç akışı tekniği ile okuyucuya aktarılmış. Bu nedenle de alışılagelmiş Türk romanı olmanın dışında bir eser. Her ne kadar ilk başta okuyucu için kafa karıştırıcı olsa da karakterle ve onun iç dünyası ile bağ kurabilmek açısından etkili bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Bilinç akışı tekniğinin yanı sıra yazar bazı bölümlerde dönemin önemli olaylarını gazete başlıkları şeklinde okuyucuya sunmuş ve bu sayede okuyucunun dönemi kolaylıkla anlamasını sağlamış.

Romandaki bir diğer teknik ise karakterlerin yaşamlarının ve bakış açılarının okuyuculara farklı yöntemlerle sunulması. Aysel’in gençlik zamanlarında yaşadıklarını arkadaşları ile mektuplaşmalarından ve bilinç akışından, Ali’nin yaşamını tuttuğu günlüklerden, İlhan, Dündar Öğretmen, Ertürk ve Ali gibi diğer kahramanların yaşadıkları ise üçüncü kişi ağzından yazılmış bir anlatım biçimi ile ele alınmış.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında kimlik sancıları

Her satırında Cumhuriyetin ilanıyla değişen toplumda kendi kimliğini arayan bireylerin hikayesini okuyoruz. Her satırında kim olduklarını keşfedemeden, bireyselleşemeden idealize ettikleri dünyaya uygun davranmak, Cumhuriyet’e uygun olmak, çağdaş dünya insanı olabilmek adına adım atmaya çalışan karakterler bir o kadar tanıdık bizler için. “Acaba hiç kendim olmuş muydum? Hiç kendimiz olduk mu? Görevlerin birlikte götürülmediği bir yerim oldu mu hiç?” diye soran Aysel ne de güzel ifade ediyor bu kayboluşu.  

Özenle kurgulanmış her bir karakter, dönemin farklı toplumsal sınıflarını ve bu sınıflarda yaşanan kimlik bunalımlarını yansıtıyor. Örneğin; okumuş, aydın bir ailenin oğlu olan Aydın, kendini çağdaş Türk genci olarak tanımlamaya çalışıp, buna uygun adımlar atarken kendi idealize ettiği konumundan bakıp ailesi dahil diğer karakterleri yargılamaktadır.

Ankara’da uzun yıllar yaşayan bir okur olarak kitapta geçen bazı bölümlerde Cumhuriyet dönemi Ankara’sının sokaklarında, caddelerinde dolaşmak da bambaşka bir keyif oldu benim için. Bildiğim, gördüğüm sokakları bir de o dönemde gezmiş kadar oldum.

Kadın Özgür mü?   

Özellikle bir kadın olarak, belki de beni en çok etkileyen konu bu oldu aslında. İster günümüzde isterse Cumhuriyet’in ilk yıllarında olsun kadınlar olarak toplumda kendimize yer bulmak için her dönemde amansız bir çaba gösterdiğimizi de bir kez daha fark etmemi sağladı Ölmeye Yatmak. Her bir kadın karakterin olaylara ve durumlara bakış açılarını okudukça aslında her birinin günümüzde de yaşıyor olduklarını sezinledim.

Sınıfsal farklılıklar içerisinde dolaşıp kendi konumunu, bireyselliğini ve hepsinden de önemlisi cins kimliğini arayan Aysel karakteri bizi bize çok güzel özetliyor. Bu durumu özetleyen ve beni en çok etkileyen satırlar ise şu oldu; “Neden bu derece yalnız koymuşuz erkeklerimizi? Niye inandırmamışız kendimize? Atamızın ruhu üstümüzde hep kol gezip dururken, ‘Kadını özgür olmayan ülkenin erkeği de özgür değildir’ deyip dururken ve O’na layık olmak için kaç milyon Türk kadınına sırtımızı çevirip başımızın çaresine bakmak üzere küçücük gövdelerimizi nelere, ne törelere siper etmişken, niye?” (351). O günlerden bugüne biz kadınlar için bir değişim olmadığını görmek ise daha da üzücü. 

Aslında bence “Dar Zamanlar” ifadesini de en çok kadın karakterlerin duygu ve düşüncelerinin bulunduğu satır aralarında hissettim. Evet Dar Zamanlardı. İster ekonomik ister sosyolojik açıdan olsun dar ve zorlu zamanlardı. Ama en çok da bunca karmaşanın içerisinde kendi yerini bulmaya çalışan kadınlar için ‘Dar Zamanlar’dı.

Ağaoğlu BBC’ye vermiş olduğu bir röportajda Ölmeye Yatmak romanını yazarken hangi olaylardan etkilendiğini, bu romanı yazmaya nasıl başladığını ve nasıl çalıştığını ayrıntıları ile dile getirmiştir. Bu seri ve hatta Türk edebiyatının yapıtaşlarından biri olarak değerlendirilen “Ölmeye Yatmak” adlı bu eserin nasıl doğduğu ile ilgili bilgileri bu nadide insandan dinlemek isterseniz video linkini aşağıya ekliyorum, inceleyebilirsiniz. Adalet Ağaoğlu Biyografisi için Tıklayınız.

Ölmeye YatmakBBC Adalet Ağaoğlu Röportajı

Bir Cevap Yazın